|
GREENPEACE VE
ÜLKEMİZDEKİ TATLISU ÇEVRECİLERİ
Greenpeace adlı kuruluş ABD petrol şirketleri tarafından finanse
edilen, ülkemizde ise resmen temsil edilmeyen bir yapıda olup,
Greenpeace adına açıklama yapanların tümü oldukça yüksek maaşlar
alarak çalışmaktadırlar.

Örneğin Melda Keskin, Tülga Timuçin, Özgür Gürbüz daha önce maaşla
çalışan temsilciler olup şimdi ise aynı konumda Dökmecibaşı
sürdürmektedir. Akdeniz konusunda en ufak bilgisi olmayan ve ABD’den
gelerek önce maaşlı TEMA’da genel müdür olarak çalışan daha sonra
buradaki işine son verilen Uygar Temiz Gerenpeace’nin yeni maaşlı
elemanımıdır?
Yani gerçekte bu şahıslar STK liderlerinin muhatabı değildir.
Ayrıca Greenpeace ülkemizde yasal olarak faaliyet göstermemesine
rağmen, sokaklarda örgüt adına izinsiz para toplamaktadırlar. Oysa
mevcut kanunlara göre derneklerin yada diğer STK biçimlerinin
izinsiz para toplaması yasaktır.
Yaklaşık 12 yıl evvel Milliyet Gazetesi, Greenpeace petrol devi
Shell’in %51 ortağı olduğunu açıklamış, bu konuda Greenpeace’den
bir açıklama gelmemiştir.
Greenpeace Kahraman Sadıkoğlu’na ait Asbestli bir geminin ardından
Rusya’ya gitmiş, Rus yetkililer gemilerinde Asbest bulunması üzerine
Greenpeace’i Rus limanlarından kovmuşlardır.
Aliağa’da Asbest sökümü yapan firmalarla ortak proje yapan, buna
karşılık 260 bin dolar alan Greenpeace adına kimlerdir? Otapan
konusunu ülke gündemine ilk sokan Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü ve
İstanbul Balıkçı Dernekleri olmuş, ancak İzmirli bir tatlı su
çevrecisi ve Greenpeace bu olayı sahiplenerek sanki kendileri
gündeme getirmiş gibi yaygara koparmışlardır.
Otapan adlı geminin geri gelmesi için bu grup içinden 100 bin doları
kim almıştır?
Şu
an gemilerinde Asbest olduğunu iddia etmeme rağmen, kamuoyuna belge
dağıtamamışlar, limana gelerek gemilerinde Asbest olup olmadığını
ispatlayacak bir çalışmaya olumlu yanıt verememişlerdir.
Ayrıca Greenpeace Mersin limanından ayrılırken 12 çalışan, 18 yolcu
ile Antalya limanına gitme izni almış olmasına karşın, uluslararası
sulara çıkmışlardır. Daha sonra Antalya limanına uğramadan
Yunanistan’a gidiş izni almışlardır. Bunların tümü gayri yasal
olup barışla filan alakası yoktur.
Balıkçı gemilerinden gelen görüntülerde Greenpeace’nin 100 bin
tonluk dev petrol gemisini bırakıp, Türk balıkçılarının üzerine
gelmesi yazımın başındaki iddiamı kanıtlamaktadır.
Geçtiğimiz günlerde bazı sivil toplum kuruluşlarının, örgütü
destekleyenlerin arasında Petrol-İş sendikasının da yer alması
anlamlıdır. Destek veren kuruluşlara bakıldığında asıl onların
kartellere hizmet ettiği zaten bilinmektedir.
Ancak örgütü destekleyenlerden bazıları, benim kartellere hizmet
ettiğimi iddia etmesi gülünçtür.
Ben 37 yıldır Türk balıkçılığına hizmet ediyorum, bunu herkes
biliyor. Onlar Akdeniz’i savunmadan önce ben savundum, halen
savunuyorum. Onlar balık sergileri açmadan ben onlarca kez sergi
açtım ve müze kurdum.
Yüzyıllardır Kıbrıs Kanalı yoktu, şimdi mi çıktı bu kanal? İspanya
15 yıldır Akdeniz de ülkemizin kotasını çaldı, aşırı avlandı, neden
sesleri çıkmadı?
Son 5 yıldır Türk balıkçıları Akdeniz’e girince ne hikmetse Kıbrıs
Kanalı çıkıverdi ortaya.
3-4 yıl evvel İngilizlerle Dikkarpaz Kumyalı köyünde aynı oyunu
oynamak istediler. Basın mensuplarıyla bölgeye giderek suçüstü yapıp
oyunlarını ben bozdum. Bayrak TV bile canlı yayın yaptı.
Ülkemizde deniz kirlenmesinden en çok zarar gören balıkçıdır. Bende
bir balıkçıyım. 120 çeşit olan balık bugün 20 çeşittir. Ben ekmeğini
denizden kazanan, ülkemin balıkçısına her alanda hizmet ediyorum,
edeceğimde. Kaldı ki bir balıkçı derneğinin de 22 yıldır
başkanlığını yürütmekteyim.
Tatlı su çevrecileri, olup bitenleri bilmeden masa başında Internet
üzerinden çevrecilik yaptıklarını sanıyorlar, utanmadan da çamur
atıyorlar.
Greenpeace’e Rusya’dan neden kovulduğunu sorun, neden petrol
tankerlerini bırakıp balıkçıların üzerine gittiklerini sorun.
Greenpeace bu nedenle Akdeniz ofisi adı ile örgütlenmiş olup son
zamanlarda Fransa Cumhurbaşkanı, Akdeniz Birliğini seslendirmeye
başlamıştır. Akdeniz’de Japonya dahil tüm ülkeler avcılık
yapmaktalar ve Türk balıkçısı 870 ton kota ile izinli yasal
balıkçılık yapmaktadır.
Greenpeace’in balıkçılara karşı yaptığı taciz balık ölümlerine neden
olmuştur, bu mudur çevrecilik yada barışçı olmak?
Örgütü savunan sözde çevreciler balık çiftliklerine eylem
yaparlarken hangi turizm şirketinden ne kadar destek almıştır sormak
lazım. Aynı çevreciler katliamdan söz ederlerken ülkemizde kuzu ve
oğlak tüketimi konusunda ne yapıyorlar acaba? Balık avı yasakları
başladığı şu dönemlerde kıyılarda tutulan tüm balıklar yumurtalıdır,
bu katliama neden sessiz kalıyorlar acaba?
Orkinos sürüleri Karadeniz’de ve Marmara’da iken kirlilik nedeniyle
bu suları terk ettiler. Şimdi Akdeniz’i petrol gemileri kirletiyor.
İspanya’da yaşanan olay bunun ispatıdır, neden petrol tankerlerine
tavır alamıyorlar acaba?
Ben yaşamamı denizden sağlıyorum ama çevrecilik adına ülkeme ve
ülkemin balıkçısına ihanet etmiyorum.
Greenpeace Kıbrıs Kanalı masalıyla Güney Kıbrıs Rum kesimine hizmet
ediyor bunu söylemem nedeniyle milliyetçi, ayrımcı, ihbarcı
sayılıyorsam bu umurumda değil.
Çevrecilik adına ortaya çıkan, gelip geçen yüzlerce insan tanıdım,
hepsinin silinip gittiğini gördüm. Eminim şimdi Greenpeace’e destek
veren tatlı su çevrecileri de silinip gidecekler. Greenpeace ve
onlara destek veren STK’lara ilişkin konuşma zamanı geldi. AB
fonlarından, Saroz’dan beslenen STK’lar süreç içinde yok olup
gidecektir.
10
kişiyi bir araya getiremeyen, toplantılar için büyük oteller
kiralayıp, fonlardan para alıp AB’ye hava atan bu insanlar, karşı
oldukları Balık çiftliklerinde yetişen balıkları yiyip rakı içerken
utanmalılar.
10 HAZİRAN 2008
Webmaster:Burak
Doğan-Çevre
Haberleri-İstanbul
Çevre Konseyi-Doğa
Savaşçıları-Zafer
Murat Çetintaş |