İstanbul’un Muhteşem Fotoğrafları

 RTE 54-Recep Tayyip Erdoğan

Cem Karaca (Özel Bölümü)

 

 

 

Döviz Kurları

 

GREENPEACE VE ÜLKEMİZDEKİ TATLISU ÇEVRECİLERİ

 

Greenpeace adlı kuruluş ABD petrol şirketleri tarafından finanse edilen, ülkemizde ise resmen temsil edilmeyen bir yapıda olup, Greenpeace adına açıklama yapanların tümü oldukça yüksek maaşlar alarak çalışmaktadırlar.

 

Örneğin  Melda Keskin, Tülga Timuçin, Özgür Gürbüz daha önce maaşla çalışan temsilciler olup şimdi ise aynı konumda Dökmecibaşı sürdürmektedir. Akdeniz konusunda en ufak bilgisi olmayan ve ABD’den gelerek önce maaşlı TEMA’da genel müdür olarak çalışan daha sonra buradaki işine son verilen Uygar Temiz Gerenpeace’nin yeni maaşlı elemanımıdır?

Yani gerçekte bu şahıslar STK liderlerinin muhatabı değildir.

 

Ayrıca Greenpeace ülkemizde yasal olarak faaliyet göstermemesine rağmen, sokaklarda örgüt adına izinsiz para toplamaktadırlar. Oysa mevcut kanunlara göre derneklerin yada diğer STK biçimlerinin izinsiz para toplaması yasaktır.

 

Yaklaşık 12 yıl evvel Milliyet Gazetesi, Greenpeace petrol devi Shell’in %51 ortağı olduğunu açıklamış, bu konuda  Greenpeace’den bir açıklama gelmemiştir.

Greenpeace Kahraman Sadıkoğlu’na ait Asbestli bir geminin ardından Rusya’ya gitmiş, Rus yetkililer gemilerinde Asbest bulunması üzerine Greenpeace’i Rus limanlarından kovmuşlardır.

 

Aliağa’da  Asbest sökümü yapan firmalarla ortak proje yapan, buna karşılık 260 bin dolar alan Greenpeace adına kimlerdir? Otapan konusunu ülke gündemine ilk sokan Doğa Savaşçıları Çevre Örgütü ve  İstanbul Balıkçı Dernekleri olmuş, ancak İzmirli bir tatlı su çevrecisi ve Greenpeace bu olayı sahiplenerek sanki kendileri gündeme getirmiş gibi yaygara koparmışlardır.

Otapan adlı geminin geri gelmesi için bu grup içinden 100 bin doları kim almıştır?

Şu an gemilerinde Asbest olduğunu iddia etmeme rağmen, kamuoyuna belge dağıtamamışlar, limana gelerek gemilerinde Asbest olup olmadığını ispatlayacak bir çalışmaya olumlu yanıt verememişlerdir.

 

Ayrıca Greenpeace Mersin limanından ayrılırken 12 çalışan, 18 yolcu ile Antalya limanına gitme izni almış olmasına karşın, uluslararası sulara çıkmışlardır. Daha sonra Antalya limanına uğramadan Yunanistan’a  gidiş izni almışlardır. Bunların tümü gayri yasal olup  barışla filan alakası yoktur.

Balıkçı gemilerinden gelen görüntülerde Greenpeace’nin  100 bin tonluk dev petrol gemisini bırakıp, Türk balıkçılarının üzerine gelmesi yazımın başındaki iddiamı kanıtlamaktadır.

 

Geçtiğimiz günlerde bazı sivil toplum kuruluşlarının, örgütü destekleyenlerin arasında    Petrol-İş sendikasının da yer alması anlamlıdır. Destek veren kuruluşlara bakıldığında asıl onların kartellere hizmet ettiği zaten bilinmektedir.

Ancak örgütü destekleyenlerden bazıları,  benim kartellere hizmet  ettiğimi iddia etmesi  gülünçtür.

 

Ben 37 yıldır Türk balıkçılığına hizmet ediyorum, bunu herkes biliyor. Onlar Akdeniz’i savunmadan önce ben savundum, halen savunuyorum. Onlar balık sergileri açmadan ben onlarca kez sergi açtım ve müze kurdum.

 

Yüzyıllardır Kıbrıs Kanalı yoktu, şimdi mi çıktı bu kanal? İspanya 15 yıldır Akdeniz de ülkemizin kotasını çaldı, aşırı avlandı, neden sesleri çıkmadı?

Son 5 yıldır Türk balıkçıları Akdeniz’e girince ne hikmetse  Kıbrıs Kanalı çıkıverdi ortaya.

3-4 yıl evvel İngilizlerle Dikkarpaz Kumyalı köyünde aynı oyunu oynamak istediler. Basın mensuplarıyla bölgeye giderek suçüstü yapıp oyunlarını ben bozdum. Bayrak TV bile canlı yayın yaptı.

 

Ülkemizde deniz kirlenmesinden en çok zarar gören balıkçıdır. Bende bir balıkçıyım. 120 çeşit olan balık bugün 20 çeşittir. Ben ekmeğini denizden kazanan, ülkemin balıkçısına her alanda hizmet ediyorum, edeceğimde. Kaldı ki bir balıkçı derneğinin de 22 yıldır başkanlığını yürütmekteyim.

Tatlı su çevrecileri, olup bitenleri bilmeden masa başında Internet üzerinden çevrecilik yaptıklarını sanıyorlar, utanmadan da çamur atıyorlar.

 

Greenpeace’e Rusya’dan neden kovulduğunu sorun, neden petrol tankerlerini bırakıp balıkçıların üzerine gittiklerini sorun.

 

Greenpeace bu nedenle Akdeniz ofisi adı ile örgütlenmiş olup son zamanlarda Fransa Cumhurbaşkanı, Akdeniz Birliğini seslendirmeye başlamıştır. Akdeniz’de Japonya dahil tüm ülkeler avcılık yapmaktalar ve Türk balıkçısı 870 ton kota ile izinli yasal balıkçılık yapmaktadır.

Greenpeace’in balıkçılara karşı yaptığı taciz balık ölümlerine neden olmuştur, bu mudur çevrecilik yada barışçı olmak?

 

Örgütü savunan sözde çevreciler balık çiftliklerine eylem yaparlarken hangi turizm şirketinden ne kadar destek almıştır sormak lazım. Aynı çevreciler katliamdan söz ederlerken ülkemizde kuzu ve oğlak tüketimi konusunda ne yapıyorlar acaba?  Balık avı yasakları başladığı şu dönemlerde kıyılarda tutulan tüm balıklar yumurtalıdır, bu katliama neden sessiz kalıyorlar acaba?

Orkinos sürüleri Karadeniz’de ve Marmara’da iken kirlilik nedeniyle bu suları terk ettiler. Şimdi Akdeniz’i petrol gemileri kirletiyor.

İspanya’da yaşanan olay bunun ispatıdır, neden petrol tankerlerine tavır alamıyorlar acaba?

 

Ben yaşamamı denizden sağlıyorum ama çevrecilik adına ülkeme ve ülkemin balıkçısına ihanet etmiyorum.

Greenpeace Kıbrıs Kanalı masalıyla Güney Kıbrıs Rum kesimine hizmet ediyor bunu söylemem nedeniyle milliyetçi, ayrımcı, ihbarcı sayılıyorsam bu umurumda değil.

 

Çevrecilik adına ortaya çıkan, gelip geçen yüzlerce insan tanıdım, hepsinin silinip gittiğini gördüm. Eminim şimdi Greenpeace’e destek veren tatlı su çevrecileri de silinip gidecekler. Greenpeace ve onlara destek veren STK’lara  ilişkin konuşma zamanı geldi. AB fonlarından, Saroz’dan beslenen STK’lar  süreç içinde yok olup gidecektir.

 

10 kişiyi bir araya getiremeyen, toplantılar için büyük oteller kiralayıp, fonlardan para alıp AB’ye hava atan bu insanlar, karşı oldukları Balık çiftliklerinde yetişen balıkları yiyip rakı içerken utanmalılar.

 

10 HAZİRAN 2008

 

 

Webmaster:Burak Doğan-Çevre Haberleri-İstanbul Çevre Konseyi-Doğa Savaşçıları-Zafer Murat Çetintaş