|
Kuzey Kutbu eriyor
Kısa sürede Kuzey kutbu yok olacak
Bilim dünyası şaşkın ve çaresiz. Bu görüntüler artık tarihe
karışıyor.
KUZEY Kutbu'nda buzların 5- 10 yıl içinde eriyeceğini iddia eden
bilim adamları yeni bir uyarı yaptı. Son iddialara göre bu yaz
Kuzey Kutbu'nda buz kalmayabilir.

Küresel ısınmanın hızı bilim adamlarını da şaşırtıyor. Bundan
önce 2080 yılına kadar Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacağını iddia
eden bilim adamları, daha sonra buzun katmanının incelmesi
nedeniyle 5- 10 yıl içinde yazları buz kalmayacağını duyurmuştu.
Şimdi ise aynı bilim adamları bu yaz buz kalmayabilir uyarısı
yapıyor. İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden İndependent,
manşetinde verdiği haberde, `İnanılmaz ama insanlık tarihinde
ilk defa bu yıl Kuzey Kutbu'nda buz kalmayacak' uyarısında
bulunuyor.

Bilim adamlarının buzların erime ihtimalin yüzde 50'den fazla
olduğunu söylediğini yazan gazete, tarih boyunca oluşmuş buz
tabakalarının yerini küresel ısınmayla birlikte ince buz
tabakalarının aldığını, bu nedenle bu yaz Kuzey Kutbu'nda buz
kalmayacağını duyuruyor.

Son haftalarda uydudan gelen bilgilerin buzların en hızlı erime
dönemine girdiğini gösterdiğini belirten bilim adamları, bu yıl
geçen yıllara göre erimenin daha erken başladığını ve bunun çok
endişe verici olduğunu söyledi. Geçen yıllarda hiç incelmeyen
buz tabakalarının daha şimdiden çatlama gösterdiğini yazan
gazete, bilim adamlarının bu konudaki endişe ve uyarılarına
geniş yer ayırdı.

Gazete ayrıca, buzların erimesiyle açık denizlerden teknelerle
seyahate olanak sağlanabileceğini duyurarak bunun
gerçekleşmesinin küresel ısınmanın en dramatik örneği olacağını
kaydetti.
Vatan
Nihayet sorumsuz yetkili görevden alındı
Milas Kaymakamı görevden alındı
MNG Holding'in Muğla’nın Güllük Körfezi'ndeki
Pina Yarımadası’nı hafriyatla doldurmasına göz yuman, basında
çıkan haberlerin ardından harekete geçen hatta Turizm
Haftası'nda bir de ödül veren Kaymakam görevden alındı.

MNG'nin sahillere verdiği zararın basında yer
almasının ardından harekete geçen Milas Kaymakamı Bahattin
Atçı'ya rağmen dolgu günlerce devam etmişti. Hatta MNG Holding
yetkilileri "İzin sorun değil nasılsa alırız" açıklamaları bile
yapmıştı. Bunların üzerine bir de MNG Holding adına temsilcisine
Turizm Haftası nedeniyle teşekkür plaketi verilmesi bardağı
taşıran son damla olmuştu.

Bunların ardından Muğla Valiliği soruşturma başlattı ve Milas
Kaymakamı Bahattin Atçı'ya görevden el çektirildi. Soruşturmanın
bir vali yardımcısı tarafından yürütüldüğü ve görevden el
çektirme kararının, “Denizi izinsiz doldurduğu iddia edilen
şirketler hakkında yasal sürecin geciktirildiği iddiası ve
basına yansıyan olaylar” doğrultusunda alındığı bildirildi.




Milas Kaymakamı Bahattin Atçı da görevden uzaklaştırıldığını
belirterek, “Soruşturma devam ediyor. Bu süreçten çıkan sonuca
göre hareket edeceğim” dedi.
A.A
GENCO
SABANCI
ÇEVRECILER
ATAKÖY’DE BULUŞTU
TURKHABERİM.COM : Dünya Çevre Günü
münasebetiyle İstanbul Çevre Konseyi’ne bağlı çevre örgütlerine,
Marmara Sahillerini kirlilikten kurtaracak olan Ataköy İleri
Biyolojik Arıtma Tesisi, düzenlenen basın gezisi ile tanıtıldı.
Avrupa’nın en büyük çevre koruma projelerinden biri olarak
gösterilen Ataköy İleri Biyolojik Arıtma Tesisleri 300 trilyon
liraya mal olacak ve 2009 sonunda hizmete alınacak.

5
Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle, İstanbul Çevre
Konseyi’ne bağlı 21 çevre örgütü ve dernek temsilcilerinin
katılımıyla gerçeklesen etkinlikte, ISKI Genel Müdür Yardımcısı
Tevfik Göksu İSKİ’nın Çevre Koruma Yatırımlarını anlatarak
çevreci örgütlere brifing verdi.

İkitelli’den başlayıp Ataköy sahilinde denize dökülen 13
kilometre uzunluğundaki Ayamama deresi ile bileşeni Tavukçu
deresinin, Marmara Denizi'nin en büyük kirleticisi olduğunu,
sanayi ve evsel atıkların aktığı dereden günde 400 bin metreküp
zehirli atığın Marmara'ya karıştığını kaydeden İSKİ Genel MLüdür
Yardımcısı Tevfik Göksu, 2002 yılında projesi tamamlanan
tesisin, arazi sorunu nedeniyle yıllarca ihalesinin
gerçekleştirilemediğini, ancak 22 Şubat 2007 tarihinde ihalenin
sonuçlandırıldığını söyledi.

Bakırköy, Bağcılar, Bahçelievler, Esenler, Küçükçekmece ve
Gaziosmanpaşa İlçeleri’nin yerleşime açılırken atıksularının
nereye gideceğinin, nereleri kirleteceğinin, bunların nereye
akacağının hesabının yapılmadığını ve atıksıların yıllarca
derelere aktığının kaydeden Göksu, “Ataköy İleri Biyolojik
Atıksu Arıtma Tesisi tamamlandığında İstanbul ilave bir su
kaynağına daha kavuşmuş olacak. Çünkü burada arıttığımız
atıksuları sanayide ve sulamada tekrar kullanabileceğiz.” diye
konuştu.

Dünya
Ticaret Merkezi’ne kadar tekne turu yapılacak…
Göksu, “Tesisin 5 yıllık işletme bedeli de dahil maliyeti 108
milyon avro. Ayama Deresi ile Tavukçu Deresi'nin ıslahı ve
yağmur suyu kolektörleri de dahil olmak üzere Çevre Koruma
Projesi’nin toplam yatırım maliyeti 450 milyon YTL. Tesisin bir
kısmı 2009'da, tamamı ise 2010'da açılacak. Böylece Marmara
sahilleri daha temiz hale gelecek. Ayamama Deresi'nden
teknelerle Dünya Ticaret Merkezi'ne ulaşım sağlanacak. Ayamama
artık balıkların yaşadığı bir dere haline gelecek" diye konuştu.

Tasarrufa devam…
İstanbul'un mevcut su durumuna da değinen Göksu, 2007’de yaşanan
kuraklığın 1993-94 senelerinde yaşanan kuraklıktan daha ağır
olduğunu, bu yıl da su sıkıntısı yaşatmayacaklarını, ancak yine
tasarrufu elden bırakmamak gerektiğini belirterek, “2007’de
barajlarımızda yüzde 40 doluluk oranı vardı. 5 Haziran 2008
itibariyle şu anda yüzde 38 doluluk oranımız var. Yani daha
sıkıntılı bir durum. Ancak Devasa borularla Marmara’nın altından
geçirilerek getirilen Melen suyu, şu anda İstanbul’u kurtarmış
durumda. 12 milyonluk kentte yaşanacak bir susuzluğu
düşünemiyorum bile. Bu yüzden inşaatlarımızı ve çalışmalarımızı
hızla yürütüyoruz. İstanbulluların suyu tasarruflu kullanmaları
gerekir” dedi.

Çevre Örgütleri’nin sorularını cevaplayan Göksu, İstanbul Çevre
Konseyi nezninde tüm katılımcılara konuya olan
hassasiyetlerinden dolayı teşekkür ederek bundan önce olduğu
gibi bundan sonrada gerçekleştirilecek olan ortak çalışmalarda
dayanışma ve birlikte hareket edeceklerini kaydetti. İstanbul
Çevre Konseyi Genel Sekreteri Osman Nuri Öztürk’te Ataköy İleri
Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin bölgede yaşanan tüm
olumsuzlukları sona erdireceğini belirterek dev projeye tam not
verdi. Öztürk ayrıca İSKİ’ye gerçekleştirdiği çalışmalardan
dolayı teşekkür ederek bu güzel işlerde sonuna kadar destek sözü
verdi. Brifing sonrasında ise Ataköy İleri Biyolojik Atıksu
Arıtma Tesisi şantiye alanını gezen katılımcılar, inşaatla
ilgili bilgiler aldı.

ATAKÖY İLERİ BİYOLOJİK ATIKSU
ARITMA TESİSİ HIZLA BÜYÜYOR



Ataköy
İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’nin Teknik Özellikleri
Günlük ortalama debi 400 bin m3/gün
Toplam Çamur Miktarı 600 ton / gün
Tesiste giderilen fosfor miktarı 1.883 kg/ gün
Tesiste giderilen BOİ miktarı 117.000 – 9750 =107.250 kg/gün
Tesiste giderilen azot miktarı 23.400 – 3.900 = 19.500 kg TN /
gün
TRAKYA’NIN
VE ERGENE NEHRİ’NİN
ÇÖZÜMÜNE
YÖNELİK BİR BAKIŞ
Trakya’nın Çevre Şartlarında Yaşanan Değişimler ve Nedenleri
Trakya’da, çevre
şartlarının, son 10 yılda insan sağlığını tehdit eder boyutlara
ulaşmış olduğu, artık inkâr edilemeyecek kadar gerçektir. Bu
gerçeğin temelinde yatan neden ise en acımasız şekliyle çarpık
sanayileşmedir. Yıllardan beri karşılaşılan planlama eksikliği,
yörenin verimli topraklarının amaç dışı kullanılmasına sebep
olmuştur. Bu amaç dışı kullanmanın sonuçları yörede hava, toprak
ve su kirlililiği şeklinde kendini göstermektedir. Ama daha da
önemlisi, kafa kirliliği tüm bu kirliliklerin ana kaynağı olarak
görülmelidir. Kafa kirliliği, insanın düşünce ve davranışlarını
etkileyen, akılcı ve planlı hareket etmeye engel olan durumların
tümünü kapsamaktadır.

Tekirdağ ili Çorlu ilçesi – Yasal
boşlukların ve göçlerin sonuçları
Çarpık sanayileşme ile
birlikte ortaya çıkan göç tablosu, iş ve aş sağlandığı
iddiasıyla bizleri sorumsuzca bir kirlenmenin pençesine
itmiştir. İnsanların iş sahibi olup aç kalmaması ne kadar
önemliyse tüm bunların sağlıklı bir ortamda gerçekleşmesi de en
az bunlar kadar önemlidir. Şu anda
Çorlu-Çerkezköy-Muratlı-Lüleburgaz “şeytan” dörtgeni diye
tanımladığımız alanda, 1500 civarında fabrika konuşlanmıştır ve
her gün yeraltından çektikleri ortalama 5 milyon m3
suyu geri dönüşümü olmaksızın kullanmaktadırlar. Bu sorumsuzluk
neticesinde, Çorlu belediye başkanının da ifade ettiği gibi
Çorlu’da yeraltı su hacminin potansiyeli 10 yıla kadar
gerilemiştir. Benzer sıkıntılar bölgenin tümü için
varsayılabilir. Yani böyle giderse susuz bir gelecek bizleri
beklemektedir.
Trakya’da Çevre Kirliliği Tehdidi ve Sanayici-Devlet Bakışı
Bölgede, canlı hayatını
ve doğal kaynakları tehdit eden bir çevre kirliliğinden söz
edilebilir mi yerine bölgede canlı hayatından söz edilebilir mi
diye sormak daha doğru olacaktır. Çünkü gelinen noktada,
canlılığın ve doğal yaşamın kaynağı Ergene Nehri yok olmaya
mahkûm edilmektedir.

Lüleburgaz İlçesi - Kimyasal
atıkların karıştığı nehir sularını içmek zorunda kalan hayvanlar
Ergene Nehri, doğduğu
noktada içilebilir temizlikte iken söz konusu kirlenme sonucu
canlı hayatını tehdit eden bir boyut kazanmaktadır. Ergene Nehri
yatağında meydana gelen taşkınların yanı sıra fabrikaların
arıtma tesislerini çalıştırmak yerine kimyasalları sorumsuzca
nehir yatağına bırakmalarının ağır faturasını kanser
oranlarındaki artışta ve ayrıca çiftçinin ürün kayıplarında
görebilmekteyiz. Bunun yanı sıra aynı kimyasalların Ergene Havza
zeminin geçirgenliği nedeniyle yeraltı sularına karışması su
kaynaklarımızı tehdit etmektedir. Bu tehdit bazı kasaba ve
köylerimizde o kadar açıktır ki içme suları kirlenme sebebiyle
kullanılamamaktadır.

Çorlu Sağlık Mah. Mimar Sinan
Köprüsü – Kimyasal atıkların Ergene Nehri’ne bırakılması
(Fabrikaların Ergene Nehri
yatağına tecavüzü)
Sanayi kuruluşları ya
da devlet kurumları açısından bakıldığında ise çözüme yönelik
adımların yetersiz ve çoğu zaman da göstermelik oldukları
görülmektedir. Kısa vadeli karlar uğruna sorumsuzca davranmaktan
çekinmeyen ve çeşitli yönetim kademelerindeki kişilerle sırf bu
karlar uğruna farklı ilişkilere girenler, aile fertlerinden
birinin başına çevre kirliliği kaynaklı bir hastalık gelse nasıl
hissederlerdi sorusu oldukça önemlidir. Bir de buna kanun
koyucuların görevlerini yapmadıklarını eklersek sonuç halkın ve
tüm canlıların zararına olmaktadır. Toplumsal sorunlar ile
mücadelede takınılması gereken tavır, kendini başkalarının
yerine koymak olmalıdır. Yukarıda da değindiğimiz gibi kafa
kirliliği sebebiyle insanoğlu bencilleşmiş ve sistemli
düşünmekten uzaklaşmıştır. Dünyada susuzluk ve kuraklık gibi
önemli sorunlar zinciri söz konusuyken suyu sorumsuzca israf
edip verimli toprakları amaç dışı kullanmanın açıklaması ancak
sistemli düşünmekten uzaklaşmış beyinlerde bulunabilir. Ama
zaman artık tespit yapma zamanını çoktan geçmiştir; çünkü dünya
ve ülkemiz damlaya damlaya çöl olmaktadır.
TEMA
Vakfı – Bölgedeki Faaliyetler
TEMA Vakfı bünyesinde
yürütülen çalışmaların dayanağı hukuktur. Anayasada belirtildiği
haliyle temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamak her vatandaşın
hakkıdır. Ayrıca 2005 yılında düzenlenen Sulak Alanların
Korunması Yönetmeliği ile Trakya su havzalarının da hukuki
dayanağı güçlenmiş oldu. Bu eksende; TEMA Vakfı'nın hukuksal
çalışmaları, "Mevzuat Çalışmaları" ve "Davalar" olarak iki ana
başlıkta değerlendirilebilir.

Lüleburgaz ilçesi Durak Mah. Ovacık Köyü
Lüleburgaz ilçesi Çiftlikköy – Toprak erozyonu______
1994 yılından beri
“Trakya toprakları amaç dışı kullanılamaz” çerçevesinde
Anayasanın ve yönetmeliklerin gereğinin yerine getirebilmesi
yolunda önemli işler başarılmıştır. 1998 yılında Mera Yasası’nın
oybirliği ile kabulünün ardından önce Toprak Yasası ve şimdi de
Çerçeve Su Yasası ve Havza Yönetimi konularında çalışmalar
sürdürülmektedir.
TEMA Vakfı bu çalışmaları
belediyeler, muhtarlıklar, ziraat odaları, diğer sivil toplum
örgütleri, dernekler, siyasi partiler, demokratik kitle
örgütleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile işbirliği içinde
sürdürmektedir. Özellikle ağaçlandırma faaliyetleri ile
erozyonla mücadelede önemli yol alınmıştır. Öte yandan,
yetkililerce gerçekleştirilen Ergene Nehri ıslah çalışmaları
maalesef yüzeysellikten öteye gidememiş; aksine, yalnızca
yüzeydeki balçık tabakasının temizlenmesi kimyasalların yeraltı
sularına karışmasını kolaylaştırmıştır.

Bölgede olumlu ve
olumsuz gelişmeler yaşanırken TEMA Vakfı, proje temelli
arıcılık, ağaçlandırma ve mera ıslah çalışmalarıyla
sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmak adına olumlu
sonuçlar elde etmektedir. “El Koyun” projesi kapsamında
Kırklareli ili Babaeski ilçesi Kuzuçardağı ve Karacaoğlan
köylerinde gerçekleştirilen çalışmalar sürdürülebilir kalkınma
hedeflerine hizmet eden güzel örneklerdir.

Temiz
Bir Ergene Nehri ve Temiz Bir Çevre İçin
Çözüm için öncelikle
Ergene’nin kamunun malı bir nehir, bölgemiz için çok önemli bir
su kaynağı olduğunun bilincine varmalıyız. Bu bilinç
doğrultusunda bölgenin geleceğini anayasa ve yönetmeliklerde
öngörüldüğü şekliyle yeniden planlamamız gerekmektedir. Bunun
için Trakya’nın krokisine yani Trakya Üniversitesi ile Çevre
Bakanlığı arasında 1999 yılında imzalanan Ergene Eşgüdüm
Protokolü neticesinde ortaya çıkan Ergene Havzası Çevre Düzeni
Planı’na uyulmalı ve planlama onun veya bunun çıkarı için değil,
toplumun tüm kesimleri adına olmalıdır.
Akademisyenlerin ortaya
koyduğu üzere, bölge toprakları orman-mera-tarım arazileri
olarak birbirini tamamlayan bir ekolojik kuşağın parçasıdır. Bu
üç toprak yapısını bünyesinde bulunduran ender toprak
parçalarına sahip bölgenin verimliliğinin korunması oldukça
önemli bir görevdir. Bu bağlamda, yapılabilecekleri birkaç
noktada toparlamak gerekirse öncelikle Ergene Havzasının
ağaçlandırılması çok önemli bir hizmet olarak karşımızda
durmaktadır. Nehir yatağının kenarlarında gerçekleştirilecek
ağaçlandırma faaliyetleri ile nehirde oluşacak asit buharlaşması
önlenerek asit yağmurlarının oluşmasını engellemek de mümkün
olacaktır.
Öte yandan Trakya’nın
Karadeniz kıyısının yani bölgedeki canlı hayatının asıl kaynağı
olan Balkanların koruması da son derece önemlidir. Bilindiği
gibi İstanbul’un su ihtiyacının bir bölümü Balkanlardaki
Istranca Derelerinden karşılanmaktadır. Suya oldukça fazla
ihtiyaç duyulan dönemde bir taraftan bu şekilde projelerle su
ihtiyaçları karşılanmaya çalışılırken diğer yandan mevcut su
kaynaklarının ve oksijen kaynağı orman arazilerinin
kirletilmemesi adına yörede, örneğin, çimento fabrikalarına
kesinlikle izin verilmemelidir. Ayrıca devletin kurumu Devlet Su
İşleri’nin su kuyularıyla ilgili olarak yasalara uygun tavır
takınması şarttır.
Yukarıda sözünü ettiğim
planlama ışığında, yöredeki çarpık sanayileşmeyi biraz olsun
düzeltebilmek adına benzer sektörleri sanayi mahalleleri halinde
bir araya toplayıp kirliliklerini en aza indirgeyecek
planlamalar yapmalıyız. Bu noktada yıllardır anlatmaya
çalıştığımız Dev Boru Hattı projesi oldukça önemlidir. Bu proje
ile sanayi kuruluşlarının arıtma tesislerinin inşa edilip
çalıştırılarak bunların bir boru hattı (atık kanalı) ile
birbirlerine bağlanması ve bu şekilde Ergene Nehri’ne arıtılmış
suların verilmesi imkânı doğacaktır. Benzer sektörlerin
birbirleriyle bütünlüğünün sağlanmasını Ergene Nehri’ne paralel
bir boru hattıyla birlikte tasarladığımızda kirlilikle mücadele
noktasında önemli yol kat edilmiş olacaktır.

Çorlu – Ortak arıtma tesisi
inşaatı
Dev Boru Hattı projesi ile
birlikte yörenin farklı sektörler için cazibeli hale getirilmesi
şarttır. İstanbul ile Avrupa arasında oluşu sebebiyle farklı
çıkarlara hizmet eden yörenin tarımı dışlamayan, en azından
tarıma dayalı doğaya saygılı sanayi kollarıyla düzenlenmesi
şarttır. Çünkü Türkiye artık kendi kendine yetmek bir kenara,
tarım ürünü ithal etmeden ayakta bırakılmayan bir ülke halini
almıştır. Bu durumu tersine döndürebilmek için öncelikle tarıma
elverişli alanların tarımda verimlilik adına bilimsel
çalışmalara uygun şekilde planlanması gereklidir.
Tüm bu planlamaların
diğer bir yönü de sanayicinin mağduriyetinin önlenmesi
noktasında olmalıdır. Örneğin bir arıtma tesisini çalıştırmanın
sanayi kuruluşunun maliyetini arttırarak özellikle uluslararası
pazardaki rekabet gücünü azalttığı iddia ediliyorsa bunun çözümü
ucuz enerjide aranmalıdır. Bu noktada yetkililerin sanayicinin
ve kamunun çıkarlarını dinleyerek ortak paydada çözüm arayışına
girmesi şarttır.
Arıtma tesisleri,
Trakya’daki belediyeler için de önemli bir sorundur. Şöyle ki
ilçe sınırları içinde verilen temizlik hizmeti neticesinde
biriken evsel atıklar arıtılmaksızın Ergene Nehri’ne
bırakılmaktadır. Bu da kuşkusuz bölge genelinde sıkıntı
yaratmaktadır. Bu sorunun çözülmesi noktasında her belediyenin
bünyesinde çalıştırılacak biyolojik ve kimyasal arıtma tesisleri
inşa edilmelidir.
Son olarak da bölgedeki
tarımsal üretimin niçin önemli olduğu noktasında bir örnek
vermek yerinde olacaktır. Küresel ısınmanın açık bir tehdit
olduğu günümüzde karbondioksit-oksijen dengesinin korunması
oldukça önemlidir ve bunun için şeker pancarı gibi bitkilerin
yetiştirilmesi sadece tarım ve hayvancılık adına değil, doğadaki
dengenin korunması açısından da önem arz etmektedir. Çünkü şeker
pancarı oksijen üretimine katkısı yadsınamayacak bir bitkidir;
ancak çeşitli nedenlerle yöredeki üretimi kotalarla
sınırlandırılmış da bir bitkidir. Bu tip yanlışların sonuçları,
yalnızca bölgenin değil Türkiye’nin ve belki de dünyanın doğal
dengesi açısından değerlendirilmelidir.
Bölgedeki Sanayi Tesisleri ve Risk Potansiyelleri
Trakya Bölgesi
çoğunlukla 1. ve 2. Sınıf Tarım Topraklarından oluşmaktadır.
Ayrıca Ergene Havzası yönetmeliklere göre Türkiye’nin verimli
sulak alanları içinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle de
yörede konuşlanan sanayi tesisleri kesinlikle uygun sanayi
kolları değildir. Fabrikalaşmanın uygun sanayi kollarında
olmayışının yanı sıra planlanmanın eksikliği de bölge için
oldukça büyük bir tehdit unsuru olmuştur.

Lüleburgaz İlçesi / Soğucak
Deresi – Fabrikalar mevkii
Su savaşları,
kıtlık ve açlık gibi sorunlarla karşı karşıya bulunan dünyada,
verimli arazileri amaç dışı kullanmak kesinlikle akılcı bir
hareket değildir. Bu kıymetli toprakların planlanması noktasında
gelecek nesiller düşünülerek öncelikle israftan kaçınılmalı ve
en önemlisi de insana saygı ilkesinden taviz verilmemelidir.
Ancak bu şekilde bölgedeki risk potansiyeli en aza
indirilebilir.
Bilinçli Bir Çevre Bilinci
Çevre bilincinin
oluşabilmesi için öncelikle dürüstlük ilkesinin varlığından söz
etmek gerekir. Yani dürüst bir sanayici, dürüst bir yönetici ya
da dürüst bir vatandaş olamazsak kamu çıkarlarını kişisel
çıkarların üstünde tutmamız asla mümkün olamaz. Bu durumda da
herhangi bir bilinç var olsa dahi bunun yansımalarını göremeyiz
ki karşı karşıya bulunduğumuz tüm kirliliklerin temelinde bu
yatmaktadır.

Toplumun her kesimini
temsil eden bir bilinci yaratabilmek kamu ve sivil toplum
arasındaki bağın çeşitlenip kuvvetlenmesine bağlıdır. Sivil
toplumdaki bilinçli vatandaşlar bu bağı kuracak olanlardır.
Çevre bilincini almış kişilerin kamuyla siviller arasındaki bağı
kurmalarına izin verilirse bu döngü sağlıklı bir yapıya kavuşur
ve sürdürülebilir kalkınma planlaması bu şekilde bir amaca
oturabilir.
Çözüm:
Eğitim
Kırklareli ili Türkiye’nin
eğitim seviyesi en yüksek illerinden birisidir. Ancak bu eğitim
seviyesi kurulan fabrikalarda karşılığını bulamamaktadır.
Binlerce genç eğitim almak adına başka illere gitmek durumda
kalırken yörenin dengeleri aldığı göçler sonucu bozulmaktadır.

Lüleburgaz ilçesi B. Karıştıran
Çöplüğü Tekirdağ ili sınırlarında
Çöplük____________
Bu nedenle Trakya’da
yapılacak bir planlamanın hedefi bölgeyi eğitim odaklı
kimliğinden uzaklaştırmamak ve bunu yeni eğitim yuvalarıyla
desteklemek olmalıdır. Bölgenin, İstanbul’un arka çöplüğü değil
ön bahçesi olmak iddiasıyla eğitimi ön plana alan çalışmalara
ihtiyacı vardır.
TOPRAĞINA, SUYUNA VE
HAVANA SAHİP ÇIK!
Hakan Dedeoğlu
Tema Vakfı Lüleburgaz Gön.
2007
(0288) 417 90 08 - h.hakandedeoglu@mynet.com
Webmaster:Burak
Doğan-Çevre
Haberleri-İstanbul
Çevre Konseyi-Doğa
Savaşçıları-Zafer
Murat Çetintaş |