|
Ustaya Saygı
Dört yıl önce 8 Şubat 2004’te kalbine yenik
düşen Türk Rock müziğinin efsane ismi Cem Karaca,
Karacaahmet’teki mezarı başında sevenleri tarafından anıldı
Sanatçı Cem Karaca, dördüncü ölüm
yıldönümünde Karacaahmet Seyit Ahmet Deresi Mezarlığı¹'nda
bulunan kabri başında ailesi ve sevenleri tarafından anıldı.
Anma törenine; İlkim Karaca, Barış Manço'nun
eşi Lale Manço, elinde doğup büyüyen ve ‘Bir Ceviz Ağacı Cem
Karaca’ kitabının yazarı manevi oğlu Genco Sabancı ile
yaşamına 39 yıl tanıklık eden annesi Saliha Sabancı,
Kurtalan Ekspresi üyeleri, sanatçı Asu Maralman, Gazeteci ve
Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, Popsav Genel Sekreteri
Baha Boduroğlu, Ermeni Patrikhanesi'nden Berç Kaç, trafik
kazasında hayatını kaybeden Barış Akarsu'nun anne ve babası
ile sevenleri katıldı. Karaca'n¹n mezar¹na çiçekler bırakan
ziyaretçiler ruhuna Fatiha okudu.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan
İlkim Karaca, Cem Karaca’nın vefatından sonra kendisine
yönelik haksız eleştiriler olduğunu belirtti. Karaca, "Onun
vasiyeti üzerine babasının mezarına gömdük. O Müslümandı,
inanan biriydi. Arkasından alkış istememişti. Dua istemişti.
Ben de onun vasiyetini yerine getirdim. Açılan davalar¹n
hiçbiri benimle ilgili de»ildi. Tamamen Cem Karaca ile
ilgiliydi. O sevgi insanıydı, insanları severdi. Her şeye
hoşgörü ile yaklaşırdı." şeklinde konuştu.
Lale Manço ise Cem Karaca'nın ve Barış
Manço'nun büyük halk ozanları olduğunu anlatarak, "Onlar
gönül insanlarıydı. insanların gönüllerinde yaşıyorlar."
dedi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak, Cem
Karaca'nın Türk milletinin manevi değerlerini özümseyen ve
bu değerlere önem verdiğini belirtti. Tokak, "Cem ve Barış
inanan insanlardı. Allah'a ve Peygambere inanıyorlardı.
Gönülleri insan sevgisiyle doluydu” dedi.

Cem Karaca, 1967 yılında Apaşlar grubu ile
söylediği Emrah adlı şarkısıyla adını Altın Mikrofon’la
duyurmuştu. Ölümünden 10 gün önce Mahsun Kırmızıgül’le
stüdyoya girip düet yapan ve “Hayat ne garip” şarkısını
okumuştu. Anadolu Rocm Müziği’nin efsane ismi Cem Karaca, 59
yıllık kısa ömrüne yüzlerce şarkı ve müziğin yanı sıra
tiyatro, sinema, program yapımcılığı gibi bir çok sanat
eserini sığdırdı. Beste ve müzik alanında bir rekora imza
atan sanatçı,nın bugüan dinlenen her şarkısı halka adeta bir
mesaj niteliğindedir.

Türkiye’yi Avrupa ülkelerinde de temsil eden
sanatçının Platin plak ödülü kazanan Namus Belası’ndan 1
Mayıs’a, Parka’dan Kavga’ya, kadar yüzlerce şarkısı halkın
dilinde halen düşmemektedir. Ülkemizin yetiştirdiği en
önemli ve sıra dışı sanatçılarından biri olan Cem Karaca
ölümünün üzerinden dört yıl geçmesine rağmen hala dillerden
düşmeyen şarkıları ve gönüllerde kurduğu tahtla sevenlerince
anılıyor. Geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi
tarafından Yenimahalle’de yaptırılan kültür merkezine adı
verilen sanatçının ölüm yıldönümünde hem Cem Karaca Kültür
Merkezi’nde hem de Barış Manço Kültür Merkezi’nde sevenleri
ve dostları tarafından düzenlenen törenlerle anıldı.


Genco
SABANCI
USTA ANILDI
Cem Karaca, şarkılarıyla
anıldı
‘Usta’ya Saygı’ gecesinde 8
Şubat 2004 yılında kaybettiğimiz Türkiye’nin gürleyen sesi
rahmetli sanatçı Cem Karaca, Akatlar Kültür Merkezi’nde
doğumunun 63’cü yılı nedeniyle düzenlenen gecede anılarla ve
şarkılarıyla yaad edildi.

Cem Karaca’nın 63. doğum
gününün de kutlandığı geceye bir çok ünlü sanatçının yanı
sıra Cem Karaca’nın eşi İlkim Karaca, Cem Karaca’nın Manevi
oğlu ve ‘Bir Ceviz Ağacı Cem Karaca’ kitabının yazarı Genco
Sabancı, Apaşlar Grubu’ndan Mehmet Soyarslan, sanatçı İlham
Gencer, Bora Gencer, eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş, İzzet
Öz, Baha Boduroğlu, Müzik eleştirmeni Orhan Kahyaoğlu, Asu
Maralman, Nil Burak ve çok sayıda Cem Karaca hayranı
katıldı.

İlham Gencer, Cem Karaca’nın
tüm yakınlarıyla sahnede canlı performans yaparak şarkılarla
anarken, “Rahmetli çatı kulübüne kaçıp gelirdi. Ben de
sahneye çıkarırdım. Babası sahnede gördüğü gün bana, ‘Senin
kulüpte söylüyorsa bir şey demiyorum’ diyerek gitti. Oğlunun
şarkıcı olmasını istemezdi ama Cem Türkiye’nin müzik
tarihine damgasını vurdu” dedi.

Bir zamanlar sürgünde yaşayan
Deniz Kavukçuoğlu ise Cem Karaca’yla Almanya’daki günlerini
anlatarak, “Ivır zıvırlarla vatandaşlıktan atıldık.
Birbirimize kenetlendik. Manch toplantıları yapıyorduk ve
Cem, Ataol Behramoğlu, ben ve diğer arkadaşlar bir bildiri
hazırladık. Cem yazdığınıza katılıyorum ama benim adımı
yazmayın. Çünkü ben memleketimi çok özledim ve ne olursa
olsun gideceğim dedi. Helalleşip öpüştük ve Cem memlekete
döndü. Bazı arkadaşlar isimlerini de veriyorum, Şanar’la
Melike, bir bildiri yayınlayıp Cem hakkında bir sürü laf
ettiler. Hatta Semra Özal’ın elini öptü yaygarasını
çıkardılar. Sonra da kendileri bu memlekete döndüler. Cem’e
çok ayıp ettiler. Ben ancak 1991 yılında ülkeme gelebildim.
Cem döneceğini yıllar önce söylemişti. Çünkü memleketini
seven bir insandı ve bunu ‘Sen vatan hainimisin baba?
kitabımda da yazdım” şeklinde konuştu.

Eski Bakan Ercan Karakaş ise
Almanya günlerini şöyle anlattı: Cem, Zülfü Selda, Deniz ve
beni 12 Eylül Almanya’da buldu. Ben öğrenciydim ve
Federasyon Başkanıydım. Onlar zor durumdaydılar.
Yurttaşlıktan çıkartıldılar. Cem tıpkı Nazım Hikmet gibi bir
insandı. İyi ki geldi ömrünün son yıllarını vatanında
geçirdi. Onu hiçbir zaman unutmayacağız:

Bakırköy’den çocukluk
arkadaşı olan sanatçı Reha Boduroğlu ise Toto, Mehmet ve Cem
Karaca’yı tanımaktan çok mutlu olduğunu, Cem gibi narin,
duygusal ve milliyetçi bir insanı tanımaktan şeref duyduğunu
belirterek gz yaşlarını tutamadı.

Sanatçı İzzet Öz, 1972’de Cem
Karaca’nın Moğollar’la muhteşem bir kayıt yaptıklarını
kaydederek, “Alageyik destanı vardır. Bu 13 dakikalık
destanı Cem muhteşem okudu. Ve bu yapıtı hala saklıyorum.
Önümüzdeki aylarda bu yapıtı müzikseverlerle buluşturacağım.
Cem’le Almanya’dayken Filistin’li kardeşlerimiz geldi ve
bize anı olarak birer Filistin lirası verdiler. Hala bunu
saklarım. Cem Türkçe’ye çok itina ederdi ve çok iyi kullanan
bir sanatçıydı. Bir gün bana Azerbaycan’da verdiği konserden
sonra bir Azeri’nin yanına gelip, ‘Her şey çok yahşiydi
ancak şu güzelim Türkçe’yi mahvetmişen’ demiş. Buna
kahkahalarla gülmüştük. Seni çok seviyorum, sen ne yürektin
Cem” dedi.

Emrah adlı şarkılarıyla 1968
yılında Hürriyet Gazetesi’nin düzenlediği Altın Mikrofon
yarışmasında kazandıkları ikinciliği anlatan Apaşlar
grubundan gitarist Mehmet Soyarslan, “Biz Apaşlar olarak
solist arıyorduk, karşımıza Cem Karaca çıktı. Altın
Mikrofon’a katıldık. Cem uyanıklık yaptı hem ferdi hem de
bizimle katıldı ve ikinci olduk. Başarılar mutluluklar
birleşti. Az önce çalan Emrah parçasında ağladım. Ben
şarkıcı değilim ama söz müzik yaptım. Biz o zamanlar Karavan
pavyonda bile çalıştık. Adı pavyondu. Oraya lise talebeleri,
Robert Kolej talebeleri gelirdi. Muhteşem bir insandı. Onu
özlüyorum ve çok erken yaşta gitti. Daha bu ülkeye çok
vereceği yapıtları vardı. Her zaman gönlümüzde yaşıyor”
diyerek göz yaşlarını tutamayıp ağladı..

Cem Karaca’nın manevi oğlu
Genco Sabancı, 1 nisan gününün kendi doğum günü, Cem
Karaca’nın 5 nisan’da doğduğunu ancak Karaca’nın rahmetli
babasının 7 Nisan’da öldüğünü belirterek, “Biz doğumları da
ölümleri de hep Nisan ayında kutlar ve anardık. Burada
herkes konuştu. Kendisi çok büyük bir sanatçı ve muhteşem
bir insandı. Ben onu zaten anmıyorum. Her zaman benim
yanımda. Buraya gelen tüm sevenlerine çok teşekkür ediyorum”
dedi.

Sanatçı Asu Maralman’da “Cem
Türkiye için büyük bir sanatçıdır” şeklinde konuştu. Sanatçı
Nil Burak ise söylediği ‘sen de başını alıp gitme ne olur’
şarkısını Cem Karaca’dan aldığını ve kendisine çok yardımcı
olduğunu, bir şarkıyı kendisine dinletirken bile çekindiğini
ancak çok değerli bir insan olduğunu vurguladı.

Müzik eleştirmeni Orhan
Kahyaoğlu, Cem Karaca’nın Türk rock-Anadolu müziğinin
yükseldiği 1970’ler de öncü kimliğini taşıdığını ve bunun
öncüsü olduğunu belirterek, “Cem Karaca Ulusalcı sol
tandaslı dünya rock müziğini sentezleyen ve Anadolu Rock
müziğini oluşturan kişidir. Safinaz adlı rock opera
şarkısını Türkiye’ye özgü modele dönüştürdü. Eleştiriye
açıktı. Türk pop, Anadolu pop rock ve diğer gurupların
beceremediği saundu oluşturmuştur” şeklinde konuştu.

Geceye katılan Bosna Hersekli
bir Cem Karaca hayranı olan Flaryun Gorgeusko ise sahneye
çıkarak Cem Karaca’nın şarkısı Allah Yar’ı öyle bir yürekten
söyledi ki, geceye katılanlardan büyük alkış aldı. Gecede
Mehmet Soyarslan ‘Bu son olsun’ şarkısını seslendirirken,
nil Burak cem Karaca’nın şarkısını seslendirdi. Cem
Karaca’nın son iki yılında birlikte olduğu müzik grubu Yol
Arkadaşları’da ‘Tamirci Çırağı, ‘Ben Bir Ceviz Ağacıyım
Gülhane Parkında’, ‘Mehmet Soyarslan’ın sözlerini yazdığı ve
Cem Karaca’nın okuduğu klasik olan ‘Resimdeki Gözyaşları’
gibi hit parçalarını seslendirerek, sevenlerini coşturdu.

İlkim Karaca ise eşini hala
özlediğini, sevenlerinin düzenlediği gecelere katılarak onu
yaşatmaya devam edeceğini belirterek, “Çok güzel bir insanı
çok kısa sürede kaybettim. Geceyi düzenleyen Faruk Şüyün’e
çok teşekkür ederim. Kendisi mezarına Ceviz Ağacı dikmememi
istedi. Nedeni de şu, dedi ki ‘ Hatun patır patır kafama
cevizler düşmesin. Ceviz Ağacı Hazım Hikmet’in. Sen bana
salkım söğüt dik. O hem Nazım’ı şiirlerini bana getirir, hem
de huzur içinde onun gölgesinde yatarım’ demişti. 5 Nisan
günü gidip salkım söğüdü 3’ncü kez diktim. Huzur içinde
yatsın” dedi.

Asu Maralman ve Reha
Boduroğlu’nun da sahne aldığı, gecede Karaca’nın tüm
sevenleri sanatçının 63 doğum yıldönümü nedeniyle sahnede
pasta kestiler.
|

MEHMET SOYARSLAN
|
Bir Yaş Günü...
7 Nisan
2008'de, çok eski bir dostumun; çok yakın bir
arkadaşımın doğum gününe davetliydim. Öyle bir dost ki,
nice zorluklara beraber göğüs germiş, birlikte inanılmaz
sıkıntılar çekmiş ve yine birlikte inanılmaz zaferler
yaşamıştık.
Bazen
saatlerce farklı fikirlerimizi mantık yoluyla
birbirimize kabul ettirmeye çalışır, bazen de aynı fikri
başkalarına karşı kahramanca müdafaa ederdik.
O,
milletimizin gurur duyacağı bir sanatçı idi. Sesiyle,
tarzı ile, besteleri ve sözleri ile ölümsüzler arasına
yerleşivermişti bile...
Evet Cem
Karaca'dan bahsediyorum, fiziki varlığıyla 4 yıl önce
aramızdan ayrılan Cem Karaca'dan...
Aslında
ne güzel bir davranış, insanların ölüm günlerini değil
doğum günlerini kutlamak. Onun, bir ölümsüzlüğe yeniden
doğuşunu her yıl anıları, sanatı ve bıraktığı eserleri
ile birlikte kutlamak...
5 Nisan
1945'de doğmuştu Cem ve Akatlar Kültür Merkezinde,
Beşiktaş Belediyesi tarafından "Ustalara Saygı" adıyla
düzenlenen muhteşem bir programla, dostları, sevenleri
ve yakınları ile birlikte kutladık...
Gece,
önce son yıllarında ona refakat eden ve onun müzik
soundunu muhteşem bir şekilde sürdürmeye devam eden "Yol
Arkadaşları" topluluğundan, Cem'i 1967 Altın Mikrofon
Şarkı Yarışması'nda tüm ülkeye tanıtan "Emrah" parçası
ile başladı...
Tüylerim
diken diken olmuştu, çünkü "Sabahtan uğradım, ben bir
fidana..." diye başlayan ses, sanki Cem Karaca'nın sesi
idi, ve gözyaşlarımı tutamıyordum. Sanki Cem aramızda
idi, açılış şarkısını söylüyordu, ve şarkı bitince
alkışlar arasında bizlere "Merhaba gençler ve her zaman
genç kalanlar!" diye seslenecekti...
Sonradan
öğrendim ki bu sesin sahibi Ayhan Yener imiş ve esas
mesleği tıp doktorluğuymuş. Emrah'ı "Dadaloğlu" "Namus
Belası" ve "Tamirci Çırağı" takip etti.
Önce
Cem'i ilk defa sahneye çıkaran büyük usta İlham Gencer
sahneye geldi, Cem'li anıları ile başladı,
televizyonlardaki rating savaşını hicveden bir bestesini
okudu...
"Ben
çalıştım meslek sahibi oldum, meslek sahibi olamayanlar
ise, para sahibi oldular." Diye sözlerini bitirdi.
Cem,
sevgili eşi İlkim'e hep "Benim iki hocam vardı, biri
İlham Gencer, diğeri ise Ruhi Su. Birinden nasıl şarkı
söyleyeceğimi, diğerinden de ne söyleyeceğimi öğrendim."
dermiş.
İlham
Gencer'i, oğlu Bora Gencer izledi, çok severek
seslendirdiği "Islak Islak"ı sundu.
Derken
Cem'in Almanya'da yaşadığı yıllarda sahne aldığı bir
tiyatro eserinden bazı sahneler izledik... Sonra da onun
Almanya'da birlikte olduğu dostlarından yazar Sayın
Deniz Kavukçuoğlu anılarını ve yine aynı dönemde
Almanya'da talebe olarak bulunan eski kültür
bakanlarından Sayın Ercan Karakaş'ın anılarını dinledik.
Ardından sırf bu gece için Romanya'dan gelen bir Romen
gencin Türkçe olimpiyatlara katıldığı ve Türkçe
bilmemesine rağmen nefis bir Türkçe ve güzel bir sesle
söylediği Cem'in "Allah Yar" adlı ilahisini dinledik.
Senelerin
yıpratamadığı müzik programı yapımcısı ve sunucusu İzzet
Öz bir radyo programında "Alageyik Destanı"nı sunmak
için gelen Cem ve Moğollar'ın, programda yer alan
röportaj bölümü için ne kadar itinalı bir ön çalışma
yapıp geldiğini anlattı.
Tabii bu
arada eleştirmen Orhan Kahyaoğlu'nun da söyleyecekleri
vardı, onunla ilk tanışmasının, yazdığı bir eleştiri
yazısından sonra nasıl gerçekleştiğini anlattı.
Cem'i
seven dostlarından "Baha Boduroğlu" gölgeler adlı
parçası ile, geceye renk katanlar arasında idi. Cem'in
şiirlerinden beste yapmış ilk kadın sanatçı olan Nil
Burak ise, o ünlü "Sende başını alıp gitme..." adlı
şarkısını söylerken hepimizin gözünü yaşla doldurdu.
Sonra
beni de sahneye davet ettiler. Ben de dilim döndüğünce
Cem'le yollarımızın kesişmesini, çalışmalarımızı,
anlattıktan sonra birkaç anımı da anlattım.
Birini de
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Kahpe
Bizans filminin yapım hazırlıkları sırasındayız. Filmin
senarist ve yönetmeni sevgili Gani Müjde ile konuşuyoruz
ve filme her eski Türk göçer obasında olduğu gibi bir
saz şairinin, Dede Korkut benzeri bir ozanın varlığının
çok şeyler katabileceğine karar veriyoruz. Plana göre
şarkıları ben hazırlayacağım, Cem Karaca'da rol alacak,
hem de şarkıları söyleyecekti.
Cem'e
teklifi götürdüm, çok mutlu oldu. (O günlerde biraz
ekonomik sıkıntısı da vardı) Hemen şarkılara çalışmaya
başladık.
Birkaç
gün sonra Gani Müjde aradı. Sesi bozuktu. Bana "Bak şu
Cem'in yaptığına" dedi. "Biz ona filmde rol veriyoruz, o
beni işimden edecek!" Kulaklarıma inanamadım ve hayretle
dinledim. Meğer Cem, Gani'nin köşe yazarlığı yaptığı
gazetenin yazı işleri müdürüne onu tenkit eden,
köşesinde gelecekteki imza günlerini sıralayıp, kendi
reklamını yapıp okuyucuyu istismar ediyor diye kınayan
bir yazı yazmış.
Hadi bakalım çıkabilirsen çık işin içinden!
Cem'de
üzüldü tabii. Aslında bir sanatçı olarak duyarlılık
göstermiş, doğru bulmadığı bir konuyu, doğru olduğuna
inandığı bir şekilde dile getirmişti.
Cem,
"Eyvah gördün mü artık bu işi de kaybettik." derken,
Gani büyük olgunluk gösterdi, Cem'in filmdeki rolünü bir
ders verme ya da intikam aracı olarak kullanmadı, ve Cem
de hem filmde rol aldı hem de şarkıları söyledi.
İşin
ilginç tarafına bakın ki o filmde söylediği parçalar,
Cem'in sağlığında bir film için seslendirdiği son
şarkılar oldu...
Anılarımın sonunda "Yol Arkadaşları" grubunun refakati
ve seyircilerin hep birden desteği ile "Bu son olsun"
şarkısını söylemeye çalıştım, Cem'in anısına nice "mutlu
ve ölümsüz yıllar" dileyerek.
Gece
bitmemişti, ünlü sanatçı Asu Maralman o güzel sesiyle
"Ayrılık" adlı Azeri türkü ile hepimizi duygulandırdı.
Peşinden Cem'in muhasebecisi Ohannes Kürkçü Bey'in,
Cem'in hayatını kitaplaştıran Genco Sabancı'nın
anılarını dinledik ve gecenin sonunda Yol
Arkadaşları'ndan "Resimdeki Göz Yaşları, Hep Kahır ve de
Ben Bir Ceviz Ağacıyım" parçalarını büyük bir zevkle
dinledik...
Gecenin
organizasyonunu yapan Sayın Faruk Şuyun'un daveti ile
Cem'in yaş günü pastasının mumları yakıldı ve son söz
sevgili eşi İlkim Karaca'ya verildi.
Gece
bitmiş, söz bitmemişti ki, o geceye anılarıyla,
enstrümanlarıyla katkıda bulunmak için gelenlerin çoğu
vaktin geç olması nedeni ile sahne alamadılar.
Ama
bunlar arasından genç bir şarkıcı Kemal Kutlu gitarını
çıkarıp bana "Size bir zamanlar Cem'in seslendirdiği,
sizin bir parçanızı dinletmek istiyorum" dedi.
Tabii ki
dinledik ve "Ayrılık Günümüz" bu genç ve romantik sesten
öyle güzel yorumlandı ki, sormayın.
Ruhun
şaad oldun sevgili dostum, sen hayatta olduğun sürede
sesini bizlere duyurdun, acaba biz tüm heyecanımız ve
alkışlarımızla sana bir şeyler duyurabilecek miyiz?
Bazı
kişilerin yaşamları bir film şeridi gibi. Oynayanların
bir kere, ama seyredenlerin sonsuza kadar duygulanıp,
heyecanlanacakları bir film, hem de hiç bitmesin diye
izlediğimiz bir film.
Hepinize
iyi seyirler. |
|